İnsan Hakları İzleme Örgütü Film Festivali'nden notlar...

18.yılında İnsan Hakları İzleme Örgütü bir kez daha dünya çapındaki haksızlıklara sinema aracılığıyla dikkatleri çekmek üzere Avrupa’nın bir çok yerinde film festivalleri düzenledi.

31 Mart 2014 Pazartesi | Kültür-Sanat

Bu yılki festivallerde filmlerin yoğunluklu temasını savaş suçları ve aktivizm oluşturdu. İngiltere’nin başkenti Londra’da 18-28 Mart tarihleri arasında gerçekleşen festivalde, Türkiye ve Kürdistanlı yönetmenlerin filmleri de gösterildi.

İngiltere’nin başkenti Londra’da 18 Mart tarihinde başlayan festival, Jehane Noujaim’in Mısırlı aktivistlerin farkındalık yaratmaya yönelik çabalarını duyuran Akademi Ödülü adayı "Meydan" (Square) belgeseli ile açılışını yaptı. İnsan Hakları İzleme Örgütü Film Festivali Direktörü John Biaggi, yaptığı açıklamada, "Bu yılki program, yapımcıların filme konu olan hikayeleri çekmek için yaşadıkları riskleri göstermekle birlikte; dünyanın dikkatini savaş suçlarına çekmek için insan hakları aktivistlerinin azim ve kahramanca çabalarını ortaya koyuyor" dedi.
 
Azınlıklar ve göçmenler

Yine festival kapsamında gösterilen, yönetmenliğini Danis Tanovic’in yaptığı, "Bir Demir Toplayıcısının Hayatından Bir Kesit"  filmi, Bosna-Hersek'in Roman azınlığının karşılaştığı kurumsal ayrımcılığı teşhir edici nitelikte. Gümüş Ayı, En İyi Erkek Oyuncu ve 2013 Berlin Film Festivali ödülleri sahibi film 74 dakika.
Yönetmenliğini Iva Radivojevic’in yaptığı, Buharlaşan Sınırlar (Evaporating Borders) filmi, Kıbrıs ve ABD arasında çekilen bir belgesel. Kıbrıs, göçmen ve sığınmacılar için Avrupa'ya girmenin en kolay noktalarından biri. Film, Avrupa Birliği'ne ulaşan göçmen ve sığınmacıların karşı karşıya kaldığı ciddi insan hakları ihlallerine vurgu yapıyor.
 
Kadınlar ve çocuklar

Yönetmenliğini Zeina Daccache’in yaptığı Lübnan yapımı Şehrazad'ın Günlüğü belgesel filminde Baabda Cezaevi'ndeki kadınlar kendi kişisel hikayelerini paylaşıyorlar. Bunu yaparken de, Lübnan toplumu ve kadınları bastıran tüm toplumlara ayna tutuyorlar.
Richie Mehta’nin yönetmenliğini yaptığı ve çocuk işçilere vurgu yapılan Siddharth filminde Yeni Delhi’de 12 yaşındaki Siddharth’ın babası tarafından aile geçimine katkı sunması için başka bir şehirdeki bir fabrikada çalışmak üzere gönderilmesi ve çocuğun insan kaçakçılarının eline düşmesi konu ediliyor.
 
Kürdistan ve Türkiye’den filmler

Festivalde, şimdiye kadar birçok festivalden ödülle dönen Rojavalı yönetmen Mano Khalil'in İsviçre ve Kuzey Kürdistan'da çektiği filmi "Arıcı" ve Güney Kürdistanlı yönetmen Hisham Zaman'ın "Kar Yağmadan Önce" filmleri de gösterildi.Türkiyeli yönetmen Can Candan'ın "Benim Çocuğum" belgeseli de festivalde gösterilen filmler arasındaydı. Belgeselde kamera bu kez çocukları lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel veya interseksüel olan beş anne ve iki babanın hikayelerine çevriliyor; LGBT'li bireylerin ailelerinin örgütlenmesi anlatılıyor.

'Benim Çocuğum'da LGBT aileleri anlatılıyor


18-28 Mart tarihleri arasında gerçekleşen İnsan Hakları İzleme Örgütü Londra Film Festivali‏’nde iki gün gösterimi yapılan 'Benim Çocuğum' filminin yapımcılarından Ayşe Çetinbaş gazetemize konuştu.

Böyle bir projeye neden ihtiyaç duyuldu? Başlama hikayesi nedir?

Yönetmenimiz Can Candan, İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi ve aynı zamanda bağımsız bir belgesel yönetmeni. 2010 yılında filmde de yer alan aileler, Boğaziçi Üniversitesi’nde "queer ve trans kimlikler" üzerine bir konferansta LGBT (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel) bireylerin ebeveynleri olarak hikayelerini anlatmışlar. Can da hem hikâyelerinden hem de bugünkü duruşlarından çok etkilenip Türkiye gibi homofobi ve transfobinin bu denli yaygın olduğu bir ülkede bu ailelerin sesini daha geniş kitlelere ulaştırmak gerektiğine inandığı için belgesellerini çekmek istemiş. Aynı amaçla hareket eden aileler de hemen kabul etmişler. Biz de böylesine bir filmin önemine ve aciliyetine inandığımız için ve Can’ın yönetmenliğinde olması dolayısıyla Gökçe’yle beraber Surela Film Yapım olarak yapımcılığını üstlenmekten onur duyduk.
 
Belgesele yönelik şimdiye kadar aldığınız olumlu ve olumsuz eleştiriler neler oldu?

Şimdiye kadar son derece olumlu tepkiler aldık. Öncelikle Türkiye’nin ve hatta dünyanın her yerinden 'Benim Çocuğum'un gösterimi için davetler alıyor olmamız çok sevindirici. Film bittiğinden beri LİSTAG’a ulaşan ailelerin sayısı günden güne artıyor. Bu da bizim temel amacımız olan homofobi ve transfobiyle mücadeleye önemli bir katkı sağlıyor. Bazı gösterimlerde film bittikten sonra yapılan söyleşi sırasında yanındaki annesine ilk kez açılan insanlar oldu. Bütün bunlar çok güzel gelişmeler bizim açımızdan.
 
Homofobi ve transfobiye karşı bu ve benzer projelerin etkili olduğunu düşünüyor musunuz? Neden?

Evet, çok önemli. Öncelikli olarak çocuklar ailelerine açıldığında, ailelere destek olma meselesi önemli; ikincisi ise Türkiye’deki  homofobik ve transfobik nefret suçuna karşı bir mücadele olarak iki türlü önemden bahsetmek gerek. Çocuklarının LGBT birey olduğunu öğrenen aileler, Türkiye gibi ülkelerde bilgileri olmadığı için nasıl 'tepki' vermek gerektiğini bilmiyorlar. Toplumsal baskıdan kaynaklı ve 'elalem ne der' kaygısıyla yaşadıklarını kimseyle paylaşamıyorlar ve uzun yıllar kendi içlerinde tutuyorlar. Ancak örneğin bir belgesel aracılığıyla kendileri gibi milyonlarca aile olduğunu öğrenme ve film aracılığıyla Listag’a ulaşma fırsatları oluyor.Türkiye’de özellikle büyük şehirlerde zaten yıllardır LGBT dernekleri, çeşitli üniversiteler ve STK’lar homofobi ve transfobi ile mücadele ediyorlar. 'Benim Çocuğum' da bu mücadelenin bir parçası olarak daha geniş kitlelere ulaşmak için bir araç olarak görülebilir.
 


SUNA ALAN/LONDRA


1298

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA